ümit tarı- "kıyılara mektuplar" üzerine

2008-06-15 15:41:00

“ KIYILARA MEKTUPLAR” ÜZERİNE
           Ümit Tarı    

      Bir okur olarak Ali Mustafa’yı tanımam, 80’li yılların ikinci yarısında “Kıyı” aracılığıyla gerçekleşti.
      
1992’de ilk yapıtı “Çağdaş Yangınlar” ulaştı şiir severlere. Yapıtın “Unutulmuş Kıyıda” şiirinde:
  yaprak yumuşaklığında gün 
  unutulmuş kıyıları düşünüyoruz 
  göçmen konuklarıyız suların
  deniz kuşlarıyla değişken” 

diyen Ali Mustafa’nın yazma serüveninde, “Kıyı” ayrı anlamlar yüklenerek hep var oldu. Şubat 2008’de, Trabzon’da, “Kıyı Dergisi Yayınları”nda çıkan yapıtı “Kıyılara Mektuplar” da birçok açıdan bu düşüncemizi destekliyor.
    
 Ali Mustafa, şair Ahmet Özer’in yapıtta yer alan sunuş yazısının ardından “edebiyatın yüreği kuşkanadı mektuplar” başlıklı önsözünde, mektup türüyle ilgili kısa ancak çarpıcı noktaları vurguladıktan sonra yapıta dair önemli ipuçları veriyor:“ …Yıllardır yanı başında olduğumuz Kıyı’mız, bu mektupların gözesini oluşturuyor.Kentlerden kentlere akan sanat yolculuklarını belgesel tadında yansıttığına inandığım “Kıyılara Mektuplar”, yazıldıkları kentin kültür tarihine bir tutam katkı olarak da görülebilir. Bu mektuplar, 60’lı yıllardan günümüze, yarım yüzyıldır aralıklarla da olsa yayımlanan; yetiştirdiği, el verdiği yazar ve şairlerle bir ‘okul’ oluşturan kültür sanat dergisi Kıyı’da yayımlandı. Kıyı’nın sayfalarından süzülen bu yazıların; yine Kıyı Dergisi Yayınları’nda gün yüzüne çıkması en uygunuydu.”
    
Nitelikleri, içerik ve yazılış amacı belirtilen 14 mektuba yer veriliyor yapıtta. Tarih sırasına göre düzenlenen mektuplarda; İstanbul, Giresun ve Ankara’da düzenlenen imza günleri, TÜYAP Kitap Fuarı, Trabzon’da gerçekleştirilen sanat-kültür etkinlikleri, açık hava sergileri, ORSEV(Ordu Sanatevi), seçkin değerlerimiz Ahmet Selim Teymur, Şükrü Gümüş, Ahmet Özer, İ.Gündağ Kayaoğlu, Gündoğdu Sanımer yer alıyor.
    
Şair duyarlığının kamerasıyla titizce seçilen ayrıntılar, yaşananlarla ilgili izlenimler usta bir doku içinde sunuluyor. Sanat-edebiyat tutkusuna, coşkuya, emeğe, değerbilirliğe şiir dilinin aydınlığı, derinliği eşlik ediyor. 
    
Mektupların ilkinde, 3 Mayıs 1986 günü Ankara’da, Arkadaş Kitabevi’nde Mehmet Yaşar Bilen, Burhan Günel, Füruzan Toprak’ın imza gününde, Türkiye’nin dört bir yanından “kuşkanadı mektuplarla dayanışmanın gerekliliğine inanarak” gelen şairlerin, yazarların buluşması büyük bir coşkunun sıcaklığıyla kayıt altına alınıyor.
    
Okuru yazarla, şairle; yazarı, şairi dostlarıyla buluşturan imza günlerinin güzelliğini okura yaşatan bir başka mektupla, okur bu defa İstanbul Kadıköy’de buluyor kendini. 6 Haziran 1987 günü Bilim Kitabevi’nin konukları; Ahmet Özer, Osman Şahin, Haşim Şahin. İmza günü, dost şair-yazarların buluşma şölenine dönüşüyor. Sevgi, dostluk, coşku ve içtenliğin harmanlandığı üç günün sonuna gelindiğinde, bu duygu yoğunluğunun yarattığı hüznü yaşıyorsunuz.
     Şükrü Gümüş’e ayrılan “Mektuplar Yazılmayacak Artık” başlıklı bölüm 9 Ağustos 1988’de Çorum’da kaleme alınmış: “1976-1981 yıllarında Talip Apaydın, Ahmet Say, İrfan Yalçın ve Fatma Oran’dan gelen mektuplar Şükrü Gümüş’e bir kıyıda kalmanın; büyük kentlerin uzağında yazıp üretmenin umarsızlığında bir sıcaklık, bir okul olmuştu.Dosyasındaki mektupların değişik bölümlerinden bir yazı oluşturmayı anısına görev bildim.”
    
Ali Mustafa bu sözlerini; mektupların içeriğiyle, yazılış sürecini kısa alıntılarla destekleyerek sürdürüyor. Bu mektuplarda Gümüş’ün erken ölümünün hüznü sizi kuşatırken, Ali Mustafa’nın, Ahmet Özer’in -daha doğrusu Kıyı ailesinin- değerlerimize sahip çıkma konusundaki duyarlı duruşlarına şapka çıkarıyor; edebiyat dünyasının böyle duyarlıklara ne çok gereksinimi olduğunu düşünmeden edemiyorsunuz.
    
Çoğu mektuplardan yansıyan sanatsal, toplumsal-bireysel duyarlığın; emek ve özverinin kimi mektuplarda neredeyse ana temaya dönüştüğü söylenebilir. “Açık Hava Sanat Sergileri”, “Argonotların Seyir Defteri”, “Kıyı Şölenine Yolculuk”, “Ahmet Özer’in 30. Sanat Yılı” bunlardan birkaçı. Bu mektuplarla hem Ali Mustafa’yı farklı yönleriyle tanıma olanağı buluyor hem de anlattığı, yer aldığı çevredeki aydınlığı yakalıyorsunuz. Bu aydınlığı oluşturan, adını çok iyi bildiğiniz ya da hiç duymadığınız pek çok değerin buluştuğu bu özel evreni imrenerek, zevkle yakından izliyorsunuz.  
    
Bu evrene örnek oluşturan coşkulu imecelerin birinde Çiğdem Sezer, Muteber-İbrahim Dizman, Nazlı Özer, Neriman Calap, Ali Mustafa… bir kanadı oluştururken diğer kanatta Rasim Şimşek, Ömer Güner, Baki Akgül, Osman Bolulu, M. Özer Ciravoğlu… yer alıyor. İşte böyle anlardan birinde Gündoğdu Sanımer: “ Ahmet Özer, bu çocuklar varken sana ve Kıyı’ya ölüm yok.” sözüyle tarihe not düşüyor. (Yazının konusu olan yapıt, Sanımer’in ne denli haklı olduğunu göstermiyor mu?) Yapıtın son mektubunu okurken  “Ahmet Özer ve bu çocuklar varken Sanımer’e de ölüm yok.” diyebilirsiniz!
    
“Gündoğdu Sanımer Şiir Ödülü 2007” töreninin anlatıldığı mektuptan size ulaşan sevgi, saygı, vefa, dostluk; bir masal büyüsü oluşturuyor.
    
Ali Mustafa; Ahmet Özer, Çiğdem Sezer ve Neriman Calap için şöyle diyor: “ Bu  üç şairimiz de artık Ankara’da yaşamlarını sürdürüyor. Keşke bu topraklar onları bağrına basabilseydi… Ama bir yazgı belki de… Ressamımız, şairimiz son yıllarda Trabzon toprağından çok uzaklara savruldular. Kimisi aramızdan ayrıldı, kimisi göç etti doğup büyüdükleri yörelerden. Bu, büyük bir kayıptır Trabzon için.”
    
Yaşananlara baktığımızda, “Kıyılara Mektuplar”ı okuduğumuzda tüm yitirdiklerine karşın Trabzon’un hâlâ çok şanslı bir kent olduğunu görüyoruz. Kenti çok boyutlu kavrayan yazarlar, şairler var oldukça Trabzon, şanslı olmayı sürdürecek; bu kıyılara daha çok mektuplar yazılacaktır.
    
Yeni mektuplara dek yazılanların gerçek okuyucusunu bulmasını, yapılanların tüm kentin yüreğine ulaşmasını diliyorum.   

 Kıyı,Temmuz -Ağustos 2008,Sayı:203

 

 

 

 

                                         

 


 
 

116
0
0
Yorum Yaz